Hasan Tülkay

Hasan Tülkay

Kitap Gibi [email protected]

HEPİMİZ DARBECİYDİK!..

22 Eylül 2021 - 19:59

İtiraf etmek gerekir ki, hakikat budur: Hepimiz darbeciydik!.. 12 Eylül 1980 darbesinin üstünden 41 yıl geçtikten sonra darbecilere lanet okumayan kimse kalmamış ortalıkta… Yeni nesillerin gerçek tabloyu doğru görebilmeleri için amma, fakat, lâkin diye kıvırmadan dobra dobra konuşalım, anlaşalım. Objektif algı oluşturma adına bundan onbir yıl önce (12 Eylül 2010’da) yazdığım bir yazıyı ve sosyal medyadaki bazı takviye yorumları MEKTUP okuyucuları ile paylaşmak isterim.
Tarihe not düşmek borcumuz olsa gerek:
12 Eylül'den on on bir ay önce rahmetli Osman Yüksel (Deli Rüzgar Osman Yüksel Serdengeçti) bizi uyarmıştı:
"Çocuklar, çok kötü günler geliyor. İş çığırından çıktı. Ya Yavuz Selim, ya aklı selim. Türkiye'de şu anda ikisi de yok. Yarın omuzu kalabalıklar geldiğinde önce bizimkinin yakasını alacaklar. Bir müddet arazi olun. Tabelalarınızı indirin... Ocak bucak ne varsa kapatın; kurdunuzu köpeğinizi dağıtın, ortalıktan çekilin... Zaten her gün sekiz on gencimiz şehit ediliyor... Önümüzdeki günlerde dikkatleri üzerimizden dağıtmak lazım.."
"Bir gece ansızın gelebiliriz(m)" şarkısını bir milli ihtilal müjdesi gibi dilinden düşürmeyen bizler, "Osman Abi de kafayı yemiş; hiç bizden habersiz darbe mi olur; ordu idareye el koyarsa muhakkak Başbuğ Türkeş de ihtilalin beyin kadrosunda bulunur" diyorduk.
12 Eylül darbesi geldi, aynen Osman Abi'nin dediği gibi oldu. Rahmetli darbeden sonra "Ordumuz kurdumuz yurdumuz diyordunuz.. Nah işte ordumuzu da gördünüz!.." demişti.
*27 Mayıs Menderes'i DP'yi devirdi, CHP bayram etti. 12 Mart solu ezdi, bilumum sağcılar muhtırayı alkışladı.12 Eylül ilan edildi; herkes Evren cuntasına yağ çekti.. Demek ki dipçik bizimkilerin başına inerse darbe kötüdür, rakiplerimizin başını ezerse asker iyidir.. Dün hepimiz darbeciydik, bugün demokrat olduk.. İşin özeti budur.
Alperen ülkücülerden Şahin Karadağ kardeşimiz haklı olarak isyan ediyor: Bu, acı olduğu kadar seçmendeki tutarsızlık görüntüsünü de sergiliyor.
Yazıklar olsun; hiçbir stratejik durumu olmayan seçimlerde bile Muhsin Başkan'a % 0,5'in üstünde oy vermeyen kitleler, merhum olunca cenazesine akın ettiler. Şehit olunca mı kıymete bindi.
Yine yazıklar olsun; Kenan Evren'in yaptığı anayasa iyi değildi ise bu % 92'yi kim verdi. % 92 oy verilecek kadar iyi ve tasvip gördü ise o dönem evet oyu verenlerin sonraki tepkisi niye. Sakın baskı vardı onun için demesinler. O dönem doğan çocukların dahi büyük çoğunluğunun ismi Kenan Evren'i çağrıştıran isimler.

Türkiye Kamu-Sen’in en aktif başkanlarından Nuri Ünal yazmış:
“EN KÖTÜ SEÇİLMİŞLERİN ELİNE DE KALSAK, DEMOKRASİ BÜYÜK NİMET. YILDÖNÜMÜNDE 12 EYLÜLÜ VE TÜM MÜDAHALELERİ KINIYORUM. ALLAH BİZLERİ ANTİDEMOKRATİK MÜDAHALELERDEN KORUSUN. 12 EYLÜLDE ZARAR GÖRMÜŞ HERKEZE GEÇMİŞ OLSUN DİLİYORUM. SUÇSUZ GÜNAHSIZ URGANLARA GÖTÜRÜLEN ŞEHİDLERE DE RAHMET TEMENNİ EDİYORUM.”
 İhtilâlci Kürşad’ın yoldaşı gibi kırk kişi beğenmiş ve MHP Antalya İl Sekreteri Sefer AYDIN bey kardeşim de ilave etmiş:
 “En kötü demokrasi en iyi dikta rejiminden çok daha iyidir. Rahmetli Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ”
 
Ben de duramadım, üç-beş cümle yazdım:
Öyle diyorsunuz da biz hepimiz ihtilâlciydik. En sevdiğimiz şarkı "Bir gece ansızın gelebilirim" bize adeta darbenin müjdecisi gibi geliyordu. Fakat özlediğimiz darbenin en ağır mağduru olduk… Kimse bunlara dikkat çekmiyor…
 
                Demokrasi putunu eleştirmekten korkuyoruz. Demokrasi; civataların gevşemesi, yayların yolcuları bile rahatsız edecek kadar esnemesi, ölçü ve nizamın kırılması, sözün ayağa düşmesi, ayakların baş olması, keyfiyetin yerine kemiyetin (kalitenin yerine sayıların) hakim olması... En azından bizdeki uygulamasına yansıyan durumun özeti bu...
                Her biri farklı millî fikir ve iman kutuplarımızdan sayılabilecek Atsız, Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Erol Güngör... demokrasi hakkında ne demişler; şöyle külliyatı bir tarayın bakalım; demokrat mı alacağız yoksa başka bir şey mi?.. Bu model bize, biz de bu modele uyamadık aslında.. Kendi geleneğimizden, kültürümüzden kendi yönetim sistemimizi üretmeliydik...
Demokratlaştıkça bizi biz yapan değerler ayaklar altına alınıyor.. Kurumlar, değerler zangır zangır sallanıyor… Çok değil daha yarım asır önce genel kabul gören dinî, millî ve ahlâkî hassasiyetler bugün kimsenin takmadığı, bakmadığı "ilkellik"ler gibi algılanıyor.Nesiller arasında köprüler atılırken, kendimizi bile tanıyamıyoruz... Dün tahammül edemediğimiz "edepsizlik"ler bugün hayatımızın içinde...
Belki aka aka durulacak, arınacak, saflaşacağız... Belki de başkalaşacak, yok olacağız... Değişmek ve gelişmek özümüzde var: Yeter ki kendimizi unutmayalım, kendimiz olalım, kendimiz kalalım... Bu da öyle üç-beş sloganik söz tekrarı ve rozet heyecanı ile pek mümkün değil.. Okuyacağız, araştıracağız, öğreneceğiz, kendimizi bileceğiz, arkımızı bulacağız... Ümitsiz de değilim...
Sözün özü: Elbette bir nesli hoyratça harcayan ve bugünkü bölücü terörün fideliğini kuran insanlık dışı 12 Eylül Cuntasını lanetliyoruz. Ancak yaptığımız ucuz kahramanlık... 12 Eylül'e davetiye çıkaranlar arasında MHP de vardı.12 Eylül'ü başta çatışan tarafların sesi HERGÜN ve CUMHURİYET olmak üzere bütün gazetelerimiz  alkışlamış, övmüş, göklere çıkarmıştı. Demek ki güce tapan, silahın önünde eğilen korkak, pısırık bir toplumuz... Bunu da unutmayalım lütfen...
                “Kara Eylül, yüreğimde yara Eylül”dür… Lâkin biz de buna müstahakmışız ki; bugün 12 Eylülcüler yargılansın diyen kalabalıklar 30 yıl önce Cuntanın başı Kenan Evren’in abuk sabuk konuşmalarını alkışlamak için meydanları dolduruyordu…
*Bizim her devirde şakşakcılarımız vardır. Çocuklarının birine ''Kenan'' diğerine ''Evren'' verenler oldu. Biz ise aldığımız ücreti utanarak söyleyemiyorduk.1980 ile 1990 yılları arasında geçirdiğim 10 yılı unutmadım.
 Haksızsam haksızsın deyin!..
 *Siz sanmayın sakın el vurdu bana.
Öpmeye kalktığım el vurdu bana.
Bülbül idim bülbül, gül vurdu bana,
O yüzden dertlerim derin bilinir.
Ozan Arif’in sadece bu dörtlüğü bile 12 Eylül’de yaşadığımız şaşkınlığı anlatmaya yeter!..:)))
*Demek ki güce tapan, silahın önünde eğilen, korkak, pısırık bir toplumuz. Bunu da unutmayalım lütfen…
*Kim güçlü ise onun yanında olan bir toplumuz. Hani haklının, mazlumun yanında olacaktık? Değişen bir şey yok.
*12 Eylül 1980 Bu tarihi yazdıktan sonra uzun süre düşündüm. Yapılan zulmü mü yazayım?
Yoksa o zaman bu zulmü yapanları alkışlayanları mı yazayım?
Kenan Evren in mitinglerini doldurup yalakalık için avuçları patlarcasına alkışlayanları mı yazayım?
Zavallıya "SEN İKİNCİ ATATÜRK SÜN" diye ayaklarını yerden kestirip Atatürk gibi kıyafet giymesini onu gülünç duruma düşecek şekilde hareket etmesine sebep olanları mı yazayım?
Hazırladığı anayasaya %93 oy verenleri mi yazayım?
12 eylül sabahı 59. topçu tugayının ceza evine girdiğimi mi yazayım. Benim ceza evine gittiği mi duyduktan sonra yanlışlarını yüzüne söylediğim okul müdürünün "OH...OH...GELMEZ GARİ GELMEZ GARİ .GET GARİ GETTİ GARİ " diye sevinç çığlıkları attığını mı yazayım?
Aynı okul müdürünün ihtilal gözden düşünce bir numaralı darbeci düşmanı olduğunu mu yazayım?
Ben ceza evinde iken okula giderken hanımın önüne geçip "SİZİN EVDE BİR GORLUK(ÇOK FAZLA DEMEK) SİLAH ÇIKMIŞ ÖYLE Mİ?" diyenleri, "HERHALDE SENİN ADAM İDAM CEZASI ALMIŞ" öyle mi diye soranları mı yazayım?
Bu ihtilali yapanların sonra Türk milleti tarafından nasıl nefretle anıldıklarını mı yazayım?
En çokta bu zulüm hareketini yapanları ,alkışlayanlar utandılar mı diye merakımı mı yazayım?
Yazacak o kadar çok şey var ki hangisini yazayım bilemiyorum?
Ama şu bir gerçek "HER DEVRİN ADAMI" denilen kendilerine bir zarar görmekten öte nasıl menfaat sağlarım düşüncesinde olan toplumun yozlaşmasının bir numaralı öncüleri yalaka takımının her gün daha da çoğaldığı, yalakalıkta yağcılıkta sınır tanımadıkları, her yol mubah yeter ki kemikler eksilmesin mantığının toplum tarafından olağanlaştığı. En kötüsünün de bu olduğunu düşündükçe ümitsizliğe düştüğüm, yaşama sevincini kaybettiğim topluma ve milletime karşı sevgimin heyecanımın kaybolduğu gerçeği ....
Bir daha 12 Eylüller olmaması için bizlere topluma çok görev düşüyor değil mi? Adem Kurt
*Talat Ülker hocamızın ATSIZ hoca’dan iktibas ettiği iki küçük paragrafla yazımızı noktalamak isterim: “Yanlış yapanların yanlışlarını yüzlerine vurmamak, yanlışlarla sürüp gitmesine yol açar. Kimi şımarır, kimi ne oldum delisi olur. Sonunda millet zarar eder. Zannederim demokrasi denen kuşun etinde yenebilecek tek taraf bu “tenkit” tarafıdır. Demokrasinin en büyük kusuru ise istidat, zekâ ve kalite yerine kalabalığı koymasıdır. Demokrasi en müşkül idare sistemidir. Demokrat idarelerde vatandaşlardan ruhî istikrar, ahlâkî ciddiyet istenir. Ruhî istikrar, ahlâkî ciddiyet olmayan demokrasiler monarşilerden daha vehim neticeler tevlit edebilirler. (Atsız, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi)”
*“Yüksek ahlaklı ve münevver insanlar mutlakıyetle de idare olsunlar yine hür ve bahtiyardırlar. Geri insanlar ne ile idare olunurlarsa olsunlar bedbaht ve esirdirler. Türk milletinin siyasi rejiminin ne olması gerektiği hakkında açıkça konuşmanın zamanı da gelmiştir. Rejimler gaye değil, milletlerin saadeti için birer vasıtadır. Bu sebeple milletler, tarihleri boyunca bazan rejim değiştirmişlerdir. Bir bakıma rejim, milletlerin elbisesidir. Şahıslar gibi milletler de zaman ve mekâna göre elbise giyerler. Sıcak bölgeler için pek uygun olan ketenden göğsü açık bir elbise, soğuk iklim bölgelerinde nasıl bir insanın ölümüne sebep olursa şu veya bu rejim de bazan bir milletin çökmesini hazırlayabilir. Bugün içinde bulunduğumuz siyasi ve toplumsal şartlara göre bize en uygun gelen toplum elbisesi yani rejim, demokrasidir. Milletimizde bu fikir günden güne yerleşip kökleştiği gibi, birlikte hareket etmeye mecbur olduğumuz müttefiklerimizin rejimi de budur. Fakat demokratik rejimde kalmaya kararlı oluşumuz, demokratik olmayan eski tarihimizi ve bize övünç veren kahramanlarımızı saygı ile anmamıza engel olamaz. Çünkü geçmişini hor gören bir millet, ancak şerefsiz insanlardan kurulu bir topluluk olabilir. Şunu da gözden uzak tutmalıyız ki, demokrasinin başarılı olması, toplumdaki millî şuurun kuvvetiyle orantılıdır.” (Atsız, Üç Rejim, 29 İlkkanun 1941, Maltepe)

Yüce Allah hepimize haksızlığa karşı çıkma ve samimi olma konusunda mümin feraseti nasip etsin...
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum