Hasan Tülkay

Hasan Tülkay

Kitap Gibi [email protected]

YAMALI GİYİN, MARKA GİYMEYİN…

20 Ağustos 2021 - 08:40

Bu tavsiyem gariban Anadolu çocuklarına… Un akıtan, bal tutup parmağını yalayan yalaka türedi tayfasına, Etiler-Nişantaşı-Çankaya sakini mutlu azınlık çocuklarına zaten sesimiz gitmez. Gitse de fayda etmez. İşsizlik, fakirlik, geçim sıkıntısı yuvalar yıkıyor, ocaklar söndürüyor.. Aklını oynatanlar, kendini ipe çekenler, evin yolunu şaşıranlar çoğalıyor. Bütün dünyada bir buhran (kriz) olduğu doğrudur. Fakat krizin bizi teğet geçtiği büyük bir siyasî yalandır. Kriz gelip geçse de delip geçiyor…
Kendimizi daha fazla deldirmemek, umutlarımızı, direncimizi öldürmemek adına; geleneksel değerlerimize sığınmaktan başka çaremiz yok… Kanaati, sabırı, tevekkülü öğreneceğiz. Lüküs, israf ve şatafattan, lüzumsuz masraftan kaçacağız..
Özel araba vazgeçilmez binitimiz değil… Yaya yürüyelim, bisiklete binelim. Hem spor yapmış oluruz, hem de tasarruf.. Trafik de rahatlar… Mecburiyet hasıl olursa, otobüse, dolmuşa binelim…
İllaki muz, avokado, ananas yemek zorunda değiliz. Salı pazarından bir kilo üzüm, beş kilo domates, yedi kiloluk karpuz, bir kilo siyah erik, iki kilo fasulye, üç kilo elma, bir kilo barbunya, yarım kilo bamya, üç kilo salatalık, bir kilo börülce, üç kilo soğan, üç kilo patates, bir kilo limon aldık. Cebimde 25 Liram vardı. Dört lira artmış; onunla da gittik; hanımla karnımızı doyurduk: “Köy Mutfağı”nda iki peynirli-ıspanaklı saç böreği sadece dört lira… Aynı alışverişi mağazalardan ya da sosyete manavlarından yapsam, belki elli lirayı da geçerdi. Amerikan sıpalarının dünyaya yaydığı Mc Donalds gibi bir yere gitsem; hem yerli damak zevkimi bulamam, hem de masrafımız üçe-dörde katlar…

ÇARPA’da (Çarşamba Pazarına biz öyle diyoruz) kotlar 10-20 Lira.. Küçük esnafta da benzer fiyatlar var.. Fakat DEEPO’ya giderseniz (Gençler DİPO diyorlar), indimden bile iki kot parasına birini zor alırsınız. Marka satan yerlerde Çin ve Uzak Doğu ülkelerine bedavaya yaptırılmış Adidas, Nike gibi spor ayakkabılarını fahiş fiyatla satıyorlar. İşin garibi, onca şikayete rağmen, bu mağazalar da müşteri kaynıyor. Kendimizden utanıyor muyuz, kendimizi hor ve hakir mi görüyoruz; nedense mahallemizin adamı olan ayakkabıcı, tuhafiyeci, bakkala sahip çıkmıyoruz. Ucuz da satsalar, pahalı da; onlara dönüp bakmıyoruz…

Anasını, atasını bilen, evinin geçimini düşünen, hele hayatını kendi kazanmak zorunda olan gençlerimize şunu hatırlatmak isterim: Küresel kültür, küresel ekonomi; dünya çapında pislik, dünya çapında kölelik, dünya çapında yozlaşma, dünya çapında kriz, buhran demektir. Biz krizden korunma, insanlığımızı savunma adına; israf ekonomisine karşı direnelim. Kendi ürettiklerimizin, küçüklerin güzelliklerini fark edelim.
Marketten, süpermarşeden değil; mahalle bakkalından alışveriş…
Büyük mağaza reyonlarından değil, semt pazarlarından alışveriş…
Marka değil, gerekirse yamalı giyim…
Gençlerin hoşuna gitmeyecek, çok “çağdışı” düşüncelerim var; fark ediyorum…
Fakat küresel soygun tezgâhının kurbanı, çağdaş bir  kukla olmak yerine; “çağdışı” bir sabır ve direnç abidesi gibi durabilme çabasını marifet sayıyorum…
Şu veya bu fikir adına, emperyalizme, zulme, yalana, talana, soyguna karşı olduğunu iddia eden gençlerimiz… Sadece gençlerimiz değil, hepimiz:
Evimizden, üstümüzden, başımızdan, midemizden, soframızdan; kısacası hayatımızdan, zaruret teşkil etmeyen yabancı markaları temizleyiversek; Türkiye de kurtulur, biz de….
Yanlışım var ise, “Şurası şundan yanlış..” deyin lütfen!..
Bu yazıyı 30 Eylül 2009 Çarşamba günü yazmışım. Kapanan hasanhoca.azbuz.com'da kaybolan yazılardan.. Rakamları güncellemek sanki bugün yazılmış gibi... Marka ve imaj hastalığı toplumun hemen her kesimini sardı. Asgari ücretle köle gibi çalışmaya mahkûm gençler 10 - 15 bin liralık ayfon telefon kullanıyorlar.
Allah sonumuzu hayır eyleye...

DEPREM DESTANI


Sen sallandın, ben yıkıldım,
Gardaş bu nasıl afetti?
Sen sallandın ben yıkıldım,
Baştan başa hep mahvetti.

Can pazarı neymiş gördüm.
Ne dehşetli şeymiş, gördüm.

Evler, köyler beton idi,
Beton sanki karton idi,
Sen sallandın ben yıkıldım,
Bir felaket, bir son idi.

Sabır ver Allah’ım sabır; 
Yoksa çekilmez bu kahır.

On yedi ağustos gece,
Yedi bilmem kaç derece,
Sen sallandın ben yıkıldım,
Saat üçü biraz geçe.

Üstten mavi gök bastırdı
Yerle gök bizi kıstırdı. 

Yollar göçtü, evler göçtü; 
Şehre doğru derya coştu.
Sen sallandın ben yıkıldım,
Seyretmesi bile güçtü.

Altta yağız yer yarıldı,   
Toprak su ile karıldı. 

Ergenekon geldi çattı,
Vatan baştan başa battı.
Sen sallandın ben yıkıldım;
Fakat şimdi birlik vaktı.

Olmayalım bedbin, yufka;
Yürüyelim yeni ufka.

Temele kazma vuralım,
Yeniden ev bark kuralım.
Sen sallandın ben yıkıldım;
Fakat artık dik duralım

Bu seferki sağlam olsun
Harcı  kumu tamam olsun.

Dursun Kepçeoğlu

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum