Mehmet Yaprak

Mehmet Yaprak

[email protected]

2022'YE GİRERKEN

28 Aralık 2021 - 14:30

Her yılbaşı yaklaşırken Türkiye gündemine giren iki konu var;
Sahte içkiden ölümler ve yılbaşı kutlamaya din açısından getirilen yorumlar.
Neresinden bakarsak bakalım her iki konu da cehalet göstergesi.
Yeni bir yıla girerken hısım akraba ve dostlarla birlikte kutlamalarda bulunmak, yeni yılın mutluluk, sağlık, huzur getirmesi için dileklerde bulunmak son derece masum ve güzel davranışlar. Ancak bu kutlamalar sırasında küfelik oluncaya kadar alkol alıp zıvanadan çıkmaya ihtiyaç duymak akıl karı değil. Tam bir cehalet ve dengesizlik. Biraz ucuzluğuna aldanıp sahte içki almak fakirlikten denilebilir ama cehaletin mazereti olmaz.
Yılbaşı kutlamalarını kendi islam anlayışları açısından değerlendirerek, Kur'an'da ve hadislerde müslümanlara “kafirlere benzemeyin” şeklinde uyarılar olduğunu ve yılbaşı kutlamanın müslümanın imanını tartışılır hale getireceğini söyleyenlerin başlattığı tartışmalar ise çok daha tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bir sorundur.
Dünya üzerinde yüzlerce din var. En ilkel kabile dininden en son İslam dinine kadar hiç bir din mensuplarına kötülük yapmayı, hırsızlığı, soygunu, yalan söylemeyi, haksızlığı, fuhuşu, zulmü, öldürmeyi vs. emretmez. Bütün dinler insanlara yardım etmeyi, iyiliği, dürüstlüğü, yalan söylememeyi, mazluma zulmetmemeyi, hile yapmamayı vs. emreder. İbadet diye ifade edilen ritüelleri dışında esastaki bu benzerlik bütün dinlerin ilahi kaynaklı olduğu ve aynı kaynaktan geldiğinin bir göstergesi olarak kabul edilmeli. Nitekim Kur'an'da bütün kavimlere peygamber gönderildiği belirtilmektedir. O halde hiç kimseyi dininden dolayı düşman ilan etmek ya da dininden dolayı kötü ilan etmek doğru olmamalı...
(MAİDE Suresi 5. ayet)    "Bugün temiz ve pâk ni’metler size helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helâl olduğu gibi, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Namuslu, zina yapmamış ve gizli dostlar edinmemiş olduğunuz halde, mü’minlerden hür ve iffetli kadınlarla, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden (Hristiyan ve Yahudiler’den) yine hür ve iffetli kadınları, mehirlerini verip nikâhlayınca, onlar size helâldir.(Burada dinini değiştirmesi şartı belirtilmiyor) Kim şeriatın hükümlerini tanımaz, imanı inkâr ederse, bütün yaptıkları boşa gitmiştir; ve o, âhirette hüsrana uğrayanlardandır."
Bu konuda asıl büyük tehlike ise müslümanların zihnine farklı dinlere mensup olanlara karşı düşmanlığın ve cihad fikrinin yerleştirilmesidir.
İnsan suç işlemeye zihin olarak hazırsa suç aletini ne yapar eder bir yerlerden temin eder...
Suçun kaynağını ya da sorumlusunu araştırırken suç aleti silahı kimin verdiğine değil suç işleyeni zihin olarak suç işlemeye kimin hazırladığına, hazırlayan düşünce iklimine bakılmalı. İslam ile terörün birlikte anılmasının sebebi olarak teröristlerin elindeki silaha bakarak hüküm vermek gerçeğin görülmesine engel olmaktadır...
Daeş, El Kaide, Hizbullah vb. örgütlerin hep batılılar tarafından kurulup kullanıldığı inancı yerleşmiş zihinlere. Bu örgütlerin ellerindeki silahlar Rus, ABD, Çin menşeli olabilir ama bu örgütlerin militanlarının tamamı müslüman. Bu müslüman çocukların/gençlerin zihnine cihad fikrini, islam devleti kurma fikrini, yahudiler ve hristiyanlarla ölümüne savaşma fikrini yerleştirenler, bu savaşın sonunda kendilerini şehitlik mertebesinin beklediğini, cennette yerlerinin hazır olduğunu telkin edenler gerçek sorumlulardır. Birkaç yıl önce yaşanan reyna katliamı unutulmamalı.  Barış dini dediğimiz İslam'ı bir savaş dini haline getiren, sürekli Yahudi ve ABD düşmanlığını körükleyen çevreler Daeş'in de, El Kaide'nin de bütün diğer islamcı terör örgütlerinin de insan kaynaklarını oluşturmaktadır... Batı'daki islamofobinin asıl müsebbibi ve sorumluları bu zihniyeti işleyen sözde islama hizmet ettiğini söyleyen kurs, dernek ve cemaatlerdir.

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum